EMEVÎ DİNİ İLE ALEVİ YOLU ARASINDAKİ TARİHSEL VE AHLAKİ KOPUŞ
Alevilerin egemen Sünni anlayışla arasındaki mesafe, basit bir mezhep ayrılığından ibaret değildir. Bu mesafe; tarihin derinliklerinden gelen ahlaki, siyasal ve vicdani bir kopuşun sonucudur. Çünkü Alevi yolu, inancı iktidarın buyruğuna veren anlayışla değil; hakkı, adaleti ve insanı merkeze alan öğretiyle yürümüştür.
Burada eleştirilen, Sünni yurttaşlarımızın inancı değildir. Eleştirimiz; İslam’ı kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayan, Emevî iktidarıyla kurumsallaşan ve yüzyıllar boyunca topluma “din” diye sunulan siyasal anlayışadır.
İslam’ın ilk yıllarında Hz. Muhammed’e karşı duran en güçlü siyasal ve ekonomik odak, Mekke’nin egemenleri arasında yer alan Ebu Süfyan ve Emevî ailesiydi. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında İslam’a karşı mücadele eden bu güç, Mekke’nin fethinden sonra görünüşte teslim oldu. Ancak iktidar hırsı ortadan kalkmadı; yalnızca biçim değiştirdi.
Hz. Muhammed’in Hakk’a yürümesinden sonra başlayan iktidar mücadelesi, Hz. Ali’nin dışlanmasıyla derinleşti. İslam’ın adalet, eşitlik ve kul hakkına dayanan özü giderek saltanat düzeninin gölgesinde kaldı. Emevîlerle birlikte yönetim, halkın rızasına dayanan bir sorumluluk olmaktan çıkarılarak babadan oğula geçen bir hanedan egemenliğine dönüştürüldü.
Bu düzen; adalet yerine itaati, vicdan yerine korkuyu, hakikat yerine iktidarın çıkarını öne çıkardı. Minberler siyasi propaganda aracına çevrildi; Hz. Ali’ye yönelik düşmanlık devlet politikası hâline getirildi. Dinin dili, haksızlığı sorgulamak için değil, yöneticilere boyun eğdirmek için kullanıldı.
Bu anlayışın en karanlık sonucu Kerbelâ’da görüldü.
Hz. Muhammed’in torunu İmam Hüseyin ve beraberindeki 72 can, Yezid’in saltanatına boyun eğmedikleri için susuz bırakılarak katledildi. Kerbelâ yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı değildir. Kerbelâ; hak ile zulmün, rıza ile zorbalığın, vicdan ile iktidar hırsının karşı karşıya geldiği büyük insanlık sınavıdır.
İmam Hüseyin’in duruşu, “Haksızlık karşısında susmayacağım” diyenlerin yoludur. Yezid ise yalnızca tarihte yaşamış bir kişi değil; dini kullanarak zulmeden, halkın hakkını yiyen ve kendisine itaat etmeyenleri düşmanlaştıran zihniyetin adıdır.
Aleviler için Kerbelâ, geri dönülmez bir ahlak eşiğidir. O günden bugüne Alevi yolu şu gerçeği haykırmaktadır:
İslam adına konuşan herkes Hakk’ı temsil etmez.
Kılıçla, korkuyla ve baskıyla kurulan düzen hakikat üretemez.
Zulüm, hangi ayetle süslenirse süslensin yine zulümdür.
Bugün de dinin siyasete alet edildiğini, inancın oy hesabına dönüştürüldüğünü ve farklı inançların eşit yurttaşlık hakkının görmezden gelindiğini görüyoruz. Cemevlerinin ibadethane olup olmadığına karar vermeye çalışan anlayış ile Kerbelâ’da İmam Hüseyin’e teslimiyet dayatan zihniyet, aynı kaynaktan beslenmektedir: İnsanın rızasını yok sayan iktidar tutkusu.
Alevilik; korku ve itaat dini değil, rıza ve vicdan yoludur. Bu yolda kadın ile erkek eşittir. Yetmiş iki millete bir nazarla bakılır. İnsan; dili, soyu, mezhebi ve inancı nedeniyle küçümsenmez. “Eline, beline, diline sahip ol” sözü yalnızca bireysel ahlakı değil, toplumsal sorumluluğu da ifade eder.
Aleviler tarih boyunca katliamlarla, sürgünlerle ve inkâr politikalarıyla karşılaştı. Buna rağmen zalimle saf tutmadı; zulmü kutsallaştırmadı, haksızlığı din adına meşru görmedi. Çünkü Alevi öğretisinde insan, Tanrı adına ezilecek bir kul değil; Hakk’ın insandaki tecellisi olan bir candır.
Bugün ihtiyacımız olan yeni Yezitler üretmek değil, Hüseyin’in adaletini yaşatmaktır. İbadetin çokluğuyla övünmeden önce açın hâlini sormak; kul hakkından, yolsuzluktan, kadın cinayetlerinden ve çocukların geleceğinden hesap sormaktır. Çünkü insanı korumayan inanç, vicdana ulaşamaz; adaleti savunmayan ibadet ise toplumu kötülükten arındıramaz.
Alevi yolunun dün olduğu gibi bugün de sözü açıktır:
Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan.
Bizim yolumuz; zalimin karşısında, mazlumun yanında durma yoludur. İmam Hüseyin’in onurlu direnişinden Pir Sultan’ın darağacındaki sözlerine, Hacı Bektaş Veli’nin “İncinsen de incitme” öğretisinden günümüzün eşit yurttaşlık mücadelesine kadar aynı ışığı taşır.
O ışığın adı Hak, özü insan, yolu adalet, dili ise sevgidir.
Binali Efe
Yorumlar 0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
GÜNDEM kategorisindeki diğer haberler

İmamoğlu’na hakaret davasında hapis istemi

18 ilde göçmen kaçakçılığı operasyonu: 52 organizatör yakalandı

Elazığ'daki cinayette gözaltı sayısı 4'e yükseldi

GÜLHANIM YÜKSEL’DEN GAYRİMENKUL SEKTÖRÜNE GÜÇLÜ MESAJ: “BİRLİKTE ÜRETEC…

C31K operasyonunda 27 şüpheli yakalandı
