Kaçak saç ekimi plazalara ve villalara taşındı: Saç ekiminde kayıt dışı risk büyüyor
Yetkisiz uygulamaların plazalar ve villalara kayarak yaygınlaştığına dikkat çeken Dr. Tahir Soydal, sahadaki boşlukların kayıt dışı yapıları büyüttüğünü belirterek Sağlık Bakanlığı’na uygulamaya açıklık getirecek düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
ANKARA-BHA
Sağlık Bakanlığı son yıllarda saç ekimi alanında kapsamlı bir düzenleyici çerçeve oluşturdu. Sertifikasyon sistemi hayata geçirildi, hizmet standartları tanımlandı ve bu işlemlerin yalnızca ruhsatlı sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilmesi gerektiği açık şekilde ortaya kondu. Bu adımların sahayı disipline etmeye yönelik önemli bir eşik oluşturduğu görülüyor. Ancak sahadaki uygulamalar, sistemin henüz tam anlamıyla oturmadığını gösteriyor.
Saç ekimi, çoğu zaman estetik bir işlem olarak değerlendirilse de gerçekte invaziv bir tıbbi müdahaledir. Kanama ve enfeksiyon riski taşır, komplikasyon ihtimali barındırır. Üstelik çoğu kişi bu işlemi hayatında yalnızca bir kez yaptırmaktadır.
Bu yönüyle hata toleransı son derece düşük, telafisi çoğu zaman mümkün olmayan bir uygulama alanından söz edilmektedir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından son yıllarda bu alanda hayata geçirilen düzenlemelerin, hasta güvenliğini sağlamak ve hizmet sunumunu belirli standartlar çerçevesine oturtmak açısından son derece yerinde ve gerekli adımlar olduğu değerlendirilmektedir.
Ancak sahada ortaya çıkan mevcut yapı, bu tıbbi hassasiyet ve söz konusu düzenlemelerin amaçladığı çerçeve ile tam olarak örtüşmemektedir.
Özel güvenlikle korunan iş plazalarında, site içindeki villalarda ve görünürlüğü düşük alanlarda yetkisiz kişiler tarafından yürütülen uygulamaların arttığı gözlemlenmektedir. Bu alanların fiziksel yapısı denetimi zorlaştırmakta, sınırlı erişim ve dışa kapalı yapısı bu yerleri fiilen denetimden uzak ve korunaklı hale getirmektedir.
Bu durum, yetkisiz faaliyetlerin daha rahat sürdürülebildiği bir zemin oluştururken, sorunun yalnızca fiziksel mekânlarla sınırlı kalmadığı ve farklı alanlara da yayıldığı dikkat çekmektedir.
Dijital platformlarda kaçak saç ekimi riski büyüyor
Son dönemde dijital platformlar, yetkisiz kişiler tarafından, ruhsatlı sağlık kuruluşları dışında yürütülen kayıt dışı saç ekimi faaliyetlerinin en hızlı yayıldığı başlıca alanlardan biri haline gelmiştir. Mevzuata göre sağlık hizmetlerine yönelik tanıtım ve reklamların belirli kurallara tabi olmasına rağmen, saç ekimi yetkisi bulunmayan ve kendini uzman olarak tanıtan kişilerin sosyal medya üzerinden yoğun şekilde tanıtım yaptığı görülmektedir.
Bu içerikler, vatandaşların yanıltılmasına ve riskli, kontrolsüz uygulamalara yönlendirilmesine yol açarak kamu sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bu çerçevede, dijital platformlarda yürütülen yetkisiz ve yanıltıcı tanıtım faaliyetlerine karşı etkin denetim mekanizmalarının devreye alınması, mevcut mevzuat kapsamında gerekli yaptırımların uygulanması, sahadaki fiziki denetimlerin artırılması ve kayıt dışı faaliyetlerle mücadelede denetim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Ayrıca dijital platformlarda yürütülen tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine yönelik kontrol ve izleme kapasitesinin artırılmasının, kayıt dışı yapıların görünür hale getirilmesi açısından kritik olduğu belirtilmektedir.
Öte yandan bu faaliyetlerin önemli bir bölümü ancak bir komplikasyon yaşandığında ortaya çıkmaktadır. Bu noktada müdahale çoğu zaman geç kalınmış bir sürecin ardından gelmektedir. Bu durum hasta güvenliği açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.
Konu yalnızca sağlık boyutuyla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda ekonomik ve sektörel sonuçlar da doğurmaktadır.
Türkiye’de saç ekimi alanında yıllık işlem sayısının 1 milyona yaklaştığı ve sektörün milyarlarca dolarlık bir büyüklüğe ulaştığı ifade edilmektedir. Saç ekimi işlemlerinin ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında, kayıt dışı faaliyetlerin önemli bir vergi kaybına yol açtığına dikkat çekiliyor. Bu durum hem kamu açısından kayıp yaratmakta hem de mevzuata uygun çalışan sağlık kuruluşları için haksız rekabet oluşturmaktadır.
Türkiye’nin saç ekimi alanında uluslararası ölçekte güçlü bir merkez konumunda bulunduğu belirtilirken, kontrolsüz uygulamaların artmasının yabancı hastaların güvenini zedeleyerek sağlık turizminde hasta kaybına yol açabileceği değerlendirilmektedir. Sorunun temelinde ise yapısal bir eksiklik bulunmaktadır.
Bugün mevzuat, saç ekimi işlemlerinin yalnızca ruhsatlı sağlık kuruluşlarında yapılabileceğini açık şekilde düzenlemektedir. Bu kapsamda, bünyesinde saç ekimi birimi bulunan özel poliklinikler de yasal olarak bu hizmeti sunabiliyor. Ancak uygulamada bu kapasitenin etkin şekilde kullanılmadığı görülmektedir.
Diğer taraftan, saç ekimi uygulayıcı sertifikasına sahip çok sayıda hekim bulunmaktadır. Bu hekimler yetkinlik kazanmış durumda. Ancak özellikle muayenehanesi bulunan hekimlerin kendi hastalarına yönelik bu hizmeti nasıl sunacağı konusu uygulamada netlik taşımıyor.
Bu noktada, halk sağlığı alanında bilimsel çalışmaları bulunan, sağlık politikaları üzerine çalışan ve Sağlık Bakanlığı’nda uzun yıllar üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra emekli olan Dr. Tahir Soydal’a göre; sorun mevzuatın yokluğundan değil, uygulama modelinin sahayı kapsayacak şekilde tanımlanmamış olmasından kaynaklanıyor.
Mevcut belirsizliğin sertifikalı hekimlerin sistem dışında kalmasına, bünyesinde saç ekimi birimi bulunan polikliniklerin kapasitesinin yeterince kullanılamamasına ve ortaya çıkan boşluğun kayıt dışı yapılar tarafından doldurulmasına yol açtığı ifade ediliyor.
Bu çerçevede çözümün, mevcut sistemi tamamlayacak açık ve uygulanabilir bir model oluşturulması olduğu vurgulanıyor.
Muayenehanesi bulunan ve saç ekimi sertifikasına sahip hekimlerin, kendi hastalarına yönelik işlemleri; bünyesinde saç ekimi birimi bulunan ruhsatlı poliklinik, tıp merkezi veya hastanelerde gerçekleştirebilmesine ilişkin yapının açık şekilde tanımlanması gerektiği belirtiliyor.
Bu sayede mevcut ruhsatlı altyapının etkin kullanılacağı, kayıt dışı alanın daralacağı, denetimin güçleneceği ve hasta güvenliğinin önemli ölçüde artacağı ifade ediliyor.
Aksi halde sahada oluşan mevcut yapının büyümeye devam edeceği, güvenlikli alanlarda ve denetimin zor olduğu ortamlarda gelişen bu sistemin kontrol edilmesinin daha da zor hale geleceği değerlendiriliyor. Sağlık hizmetinde temel yaklaşımın sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil, sorun oluşmadan sistemi doğru kurgulamak olduğu vurgulanıyor.
Saç ekimi alanında gelinen noktada sahada oluşan fiili durumun görmezden gelinmesinin artık mümkün olmadığına dikkat çekiliyor. Saç ekimi işlemlerinin yapılması ve kayıt altına alınmasına ilişkin uygulamalara açıklık getirilmesi ve özellikle sertifikalı hekimlerin, kendi hastalarına yönelik işlemleri ruhsatlı saç ekimi birimlerinde gerçekleştirebilmesine imkân tanıyan modelin açık şekilde tanımlanması gerektiği ifade ediliyor.
Uygulamaya açıklık şart
Bu çerçevede, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un hekimlere, hastalarının teşhis ve tedavi süreçlerini ruhsatlı sağlık kuruluşları bünyesinde yürütme imkânı tanıdığına işaret ediliyor. Ancak sahada ve mevcut düzenlemelerde, bu genel yetkinin saç ekimi gibi özel düzenlemeye tabi işlemler açısından nasıl uygulanacağına ilişkin açık ve uygulanabilir bir modelin bulunmadığı görülüyor.
Bu nedenle, mevcut hukuki imkân ile uygulamadaki ihtiyaç arasındaki boşluğun giderilmesi, saç ekimi işlemlerinde sertifikalı hekimlerin kendi hastalarına yönelik uygulamalarını ruhsatlı birimler içinde nasıl gerçekleştireceğinin ve bu işlemlerin kayıt altına alınma süreçlerinin açık, denetlenebilir ve sürdürülebilir bir çerçevede tanımlanması gerektiği vurgulanıyor.
Bu düzenlemenin yalnızca hekimleri değil doğrudan vatandaşın güvenliğini ilgilendirdiği, aynı zamanda kayıt dışı yapılarla mücadele ve Türkiye’nin sağlık turizmindeki güçlü konumunun korunması açısından kritik öneme sahip olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından bu alana ilişkin uygulamaya açıklık getirecek düzenlemelerin gecikmeksizin ele alınmasının, sahada oluşan risklerin büyümeden kontrol altına alınması açısından artık bir ihtiyaç değil, kamu sağlığı açısından gecikmeye tahammülü olmayan bir zorunluluk haline geldiği vurgulanmaktadır.