27 Temmuz 2026, Pazartesi
15:54

Prof. Dr. Zakir Avşar: “Yeni” deyince yeni olunur mu?"

Prof. Dr. Zakir Avşar: “Yeni” deyince yeni olunur mu?"

Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, “Yeni” deyince yeni olunur mu? başlıklı yazısında, yeni kurulan siyasi partilerin yalnızca isim değişikliğiyle "yeni" olarak nitelendirilemeyeceğini belirterek, gerçek yeniliğin siyasal kültür, etik anlayış ve yönetim biçimindeki dönüşümle mümkün olacağını ifade etti.

ANKARA - BHA 

Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı "Yeni" deyince yeni olunur mu? başlıklı yazısında, siyasal hayatta "yeni" kavramının yalnızca bir parti ismi ya da kuruluş tarihiyle açıklanamayacağını değerlendirdi. Avşar yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Ataların sözüdür, bal deyince ağız tatlanmıyor. İmamoğlu ve Özel çizgisi “arınma” sürecindeki CHP’den istifa ederek kendi partilerini kurdular ve adını Yeni Parti olarak ilan ettiler. 

Siyasal hayatımızda üçüncü kez bu isimle bir parti kurulmuş oldu. Diğer ikisinin akıbeti kapanmak olmuştu. Bu Yeni’nin devam mı edeceği yoksa bir süre sonra kepenk mi indireceğine millet karar verecek.

Siyasal hayatta "yeni" kavramı kronolojik bir başlangıcı ifade eden bir sıfat olmanın ötesinde güçlü sembolik, psikolojik ve siyasal anlam katmanlarına sahip bir kavramdır. Bir siyasi partinin adında "yeni" sözcüğünün tercih edilmesi, kamuoyuna yeni bir tüzel kişiliğin ortaya çıktığını duyurmanın dışında mevcut siyasal düzene, yerleşik siyaset anlayışına ve geçmişteki uygulamalara yönelik bir mesafe koyma iddiasını da içerir. 
Bu nedenle "yeni" kavramı siyasal iletişim bakımından değişim, yenilenme, reform, umut ve geleceğe yönelim gibi olumlu çağrışımları harekete geçiren güçlü bir söylem unsurudur. 

Bununla birlikte siyaset bilimi açısından bir partinin gerçekten "yeni" olarak nitelendirilebilmesi kuruluş tarihinden veya isminden çok; kurucu kadroları, ideolojik yönelimi, siyasal programı, örgütsel yapısı, karar alma mekanizmaları, siyaset üretme tarzı ve topluma önerdiği alternatif üzerinden değerlendirilir.

Siyasi partilerin ortaya çıkışı farklı dinamiklerin ürünüdür. Kimi partiler mevcut siyasal düzenin ürettiği sorunlara karşı yeni bir toplumsal ve siyasal paradigma geliştirme iddiasıyla doğarken kimileri mevcut partilerden kopuş sonucunda şekillenir. 
Siyaset bilimi literatüründe "ayrılıkçı parti" olarak tanımlanan bu ikinci kategori, çoğunlukla aynı siyasal geleneğin devamı niteliğindedir. Kurucu kadrolar, siyasal kültür, örgütsel hafıza ve seçmen profili büyük ölçüde önceki partiden devralınır. Böyle bir durumda hukuken yeni bir örgütün ortaya çıkmış olması siyasal anlamda yeni bir hareketin doğduğu sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

Bu noktada temel soru şudur: Gerçekten yeni olan nedir? Eğer değişim parti ismi, hukuki statü veya lider kadrosundaki sınırlı farklılaşmadan ibaretse ve buna karşılık siyasal zihniyet, örgütlenme anlayışı, yönetim kültürü, karar alma süreçleri ve politika üretme biçimi önemli ölçüde korunuyorsa ortada bulunan oluşumu yeni bir siyasal paradigma olarak değerlendirmek güçleşir. 
Şayet yeni kadrolar, farklı bir siyaset anlayışı, yenilenmiş kurumsal kültür, özgün politika önerileri ve toplumsal talepleri farklı biçimde yorumlayan bir yaklaşım geliştirilebilmişse "yenilik" iddiası içerik ve inandırıcılık kazanabilir.
Bir siyasi partinin kuruluş gerekçesi de bu değerlendirmede belirleyici öneme sahiptir. Ayrışmanın temel nedeni ideolojik farklılaşma, programatik dönüşüm veya kamusal yarara ilişkin ilkesel görüş ayrılıkları değil de parti içi liderlik rekabeti ya da iktidar mücadelesi ise ortaya çıkan yeni örgütlenmenin temsil ettiği siyasal farklılık doğal olarak daha yoğun biçimde sorgulanacaktır. 
Çünkü bu durumda ayrışmanın belirleyici dinamiği, siyasal düşüncede meydana gelen dönüşümden çok güç paylaşımına ilişkin anlaşmazlıklar olarak görünmektedir. Siyasal meşruiyet bakımından belirleyici olan husus ayrılığın gerçekleşmiş olması değil ayrılığın hangi düşünsel ve siyasal zeminde temellendirildiğidir.

Kurucu kadroların siyasal geçmişi de yenilik iddiasının değerlendirilmesinde merkezi bir değişkendir. Uzun yıllar aynı siyasi partide görev yapmış, o partinin politikalarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve kurumsallaşmasında etkili roller üstlenmiş aktörlerin oluşturduğu yeni bir siyasi organizasyonun, ismindeki "yeni" sıfatıyla birlikte siyasal yenilenmeyi temsil ettiğini ileri sürmesi, kamuoyu tarafından doğal olarak eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. 

Siyasal sorumluluk geçmişte üstlenilen görevlerden ve bu görevlerin ortaya çıkardığı sonuçlardan bağımsız düşünülemez. 

Siyasal aktörlerin yeni bir başlangıç iddiasında bulunabilmeleri geçmişten örgütsel olarak ayrılmalarından çok, geçmiş uygulamalara ilişkin açık, tutarlı ve ikna edici bir siyasal muhasebe ortaya koymalarına bağlıdır.

Kurucu kadrolar hakkında kamuoyunda uzun süredir dile getirilen yolsuzluk, yozlaşma, kayırmacılık ve etik dışı yönetim pratiklerine ilişkin iddialar söz konusu iken ve ayrılmasalar da ihraç edilecekleri belli iken ve hattı zatında zaten bir kısmı ihraç, bir kısmı istifa ile kopmuş kişiler varken yapılanın “Yeni” olduğunu iddia havada kalmaktadır.
Söz konusu iddiaların muhatabı olarak görülen veya bu süreçlerde siyasal sorumluluk üstlendiği düşünülen aktörlerin, yeni bir parti çatısı altında "temiz siyaset", "ahlaki yenilenme" ya da "yeni başlangıç" söylemi geliştirmeleri, kamuoyunda daha yüksek bir ispat yükü doğurur. 

Demokratik toplumlarda siyasal güven, söylemle değil geçmişle kurulan ilişkinin açıklığı, hesap verebilirlik iradesi ve ortaya konulan kurumsal güvenceler üzerinden inşa edilir.
Değerlendirilmesi gereken bir başka husus da ayrıldıkları siyasi partinin söz konusu aktörlere yönelik yaklaşımıdır. Eğer CHP yönetimi bu kişilerin temsil ettiği siyasal pratiği yozlaşmanın veya yolsuzluk iddialarının kaynağı olarak nitelendiriyor ve siyasal hayattan uzaklaştırılmalarını savunuyorsa yeni kurulan partinin "yenilik" iddiası daha karmaşık bir tartışmanın konusu hâline gelir. Niye böyle diyorum, söylemi sertleştirmemeyi ve yumuşak bir tarzı da benimseyebilir ve ayrışma nedenlerini içeren iddialarını yinelememeyi de tercih edebilirler. Bunun emarelerini de görüyoruz.

Ama Yeni’nin sert ve uzlaşmaz tavrı CHP odaklı bir siyaset biçiminde devam ederse ki edecek görünüyor kamuoyu, bir tarafta CHP’nin “Yeni”cilere yönelttiği ithamları, diğer tarafta ise Yenicilerin değişim söylemini birlikte değerlendirecek ve her iki siyasal aktörden de tutarlı, kanıta dayalı ve hesap verebilir açıklamalar bekleyecektir. 
Böyle bir tabloda "yeni" kavramının toplumsal karşılığı, söylemin gücünden çok siyasal pratiğin niteliği tarafından belirlenecektir.

Demokratik sistemlerde siyasi partilerin kurulması çoğulcu siyasal hayatın doğal ve vazgeçilmez unsurudur. Her siyasal grubun yeni bir örgütlenme oluşturma hakkı demokratik meşruiyetin gereğidir. Bununla birlikte hukuken yeni olmak ile siyasal anlamda yeniliği temsil etmek farklı olgulardır. 

Siyasal yenilik isim değişikliğinden, yeni bir tüzel kişilikten veya lider değişiminden ibaret olsaydı aynı adla kurulan önceki iki parti ortadan kalkmış olmazdı… 

Gerçek yenilik siyasal kültürde meydana gelen dönüşümden, etik standartların yükseltilmesinden, hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesinden, farklı kadroların siyasal sürece dâhil edilmesinden ve toplumun sorunlarına önceki dönemlerden ayrışan çözüm önerileri geliştirilmesinden beslenir.

Sonuç olarak, uzun yıllar aynı siyasal gelenek içerisinde ve partide yer almış aktörlerin parti içi iktidar mücadelesi sonucunda ayrılarak yeni bir siyasi parti kurmaları, bu oluşumu kendiliğinden "yeni" kılmaz. 

Hukuki anlamda yeni bir örgütlenmenin ortaya çıkmış olması ile siyasal anlamda yeni bir hareketin doğması farklı değerlendirme ölçütlerine tabidir. 

Gerçek yenilik geçmişle hesaplaşabilme cesaretinde, etik meşruiyetin yeniden tesis edilmesinde, farklı bir siyasal kültürün kurumsallaştırılmasında, yeni kadroların önünün açılmasında ve topluma önceki siyasal deneyimlerden ayrışan bir gelecek tasavvuru sunulabilmesinde aranmalıdır. 

Bu unsurlar bulunmadığında "yeni" kavramı, siyasal gerçekliği tanımlayan analitik bir nitelendirme olmaktan uzaklaşarak daha çok seçmen algısını etkilemeye yönelik retorik bir çerçeve ve siyasal pazarlama stratejisi niteliği kazanır. Kısacası “ kırk yıllık Kani olmaz ki Yani…”

 

Benzer Haberler